22 Kasım 2008 Cumartesi

Kısmet




ilk tepki: wtf?

(hemen ardından duygusallaşmak isterim)

hayat fani, biliyoruz.. herşey biter -
herşey göçer.. iskeleler bile.. ve/ama anılar.. vay be karaköy iskelesi.. eh, o zaman;


so long, and thanks for all the fish...



19 Kasım 2008 Çarşamba

Gallery Piece

I want to be your love / I want to make you cry / And sweep you off your feet ~
I want to hurt your pride / I want to slap your face / I want to paint your nails ~
I want to make you scream / I want to braid your hair / I want to kiss your friends / I want to make you laugh / I want to dress the same / I want to defend you ~
I want to squeeze your thighs / I want to kiss your eyelids / And corrupt your dreams ~
I want to crash your car / I want to scratch your cheeks /I want to make you sick /I want to sell you out /Want to expose your flaws /
I want to steal your things / I want to show you off / I want to tell you lies / I want to write you books ~
I want to turn you on / I want to make you come / 200 times a day / I want to dry your tears / Every time you're sad / I want to be what's happening / I want to be your only friend / I only go all the way

18 Kasım 2008 Salı

Harsh Lounge - Peyote 7 Kasım


Hiç bir işe yaramazsa bu blog, kaç zamandır aklımda olan "konser afişlerini arşivleme" fikrime yarayacak. Kasım konserinden başlıyorum. Şanslıyız ki arkadaş kahrı çekerek sevgili Elif Ars Longa'nın tüm afişlerini üstlenmekte. Hikayesi de var bunun, biraz alkolün etkisi yüzünden çok da birşey kalmamış aklımda şu an farkettim ama, Elif'e bir arkadaşı japon balığı oyuncağı hediye ediyor, ona bakarkene "pff daha afiş ayarlamam gerek" diye düşünüyor büyük ihtimal ile. Ve bu güzel işi yapıyor. Çok romantik bir hikaye değilmiş farkettim ama ortaya çıkan iş öyle,
Elif orada afişi yaparken bende önceki gün içtiğim rakının etkisi üzerine biraz edebiyat dedikoduları harmanlıyor ve "rakı şişesinde balık olsam" diyordum. Denk geldi..?

' I'll be in the bar, with my head on the bar. '

21.11.08 tarihi itibari ile.. (sınav haftası ızdırabı biter, ben kendimi dışarı atar / 2 gün kaldı)
~~
Bu arada söylem - resim birlikteliğini toparlamak, 'bağlamı' kaybetmemek adına;
2. Palahniuk "roman'dan sinemaya" uyarlaması ilki kadar yüksek bütçeli ve iddaali (ve hatta fenomen) değil fakat eğlenceli olmuş. Kitabı sevenler mutlaka zevk alıcaklardır..

Just keep asking yourself: 'What would Jesus NOT do?'

~fragmanı izlemek istersen

No Joy in Mudville


Death Cab for Cutie - No Joy in Mudville (We Have the Facts... albümü kapanıştan hemen önceki şarkı)
Ben Gibbard diyor ki;

Last night I dreamt that I was you
I was dressed all in black with dark glasses and attitude
Such a pose I could simply not hold
Through days in a northern town that I had once called a home

And your studies of fringe New York streets
I was reading the pavement in every word you would speak
To a "brownstone up three flights of stairs" and it's on

Sen Lou Reed'e hayransın, ben de hayran olduğun adama yazdığın bu liriklerin naifliğine. 40bpm tempolu şarkıları bile anlattıkların ile - yazdığın kalbe dokunan melodilerin ile dinletebilmene... (beni duyuyor mu ki?)
İlk dörtlüğü her dinlediğimde yüzümde bir tebessüm oluşuyor,
"to a brownstone up three flights of stairs and it's on" satırındaki i'm waitin for the man göndermesi ve şarkı bitmeden hemen önce "the overturned kick drum boom" ile Moe Tucker'ı unutmaması da aynen.. The Velvet Underground ile Death Cab for Cutie'nin birleşebildiği ender ve güzel bir an, hayatım adına..

~ dinlemek istersen burda

Marv & Goldie


Ortaokuldaki sıra arkadaşımın Amerika'dan getirttiği çizgiromanlarına sardığım zamanlarda keşfettiğim, bilimum ders saatlerimin su gibi akıp geçmesini sağlayan ama ötesinde tutkuyla bağlandığım bir seri idi Sin City. Birkaç sene sonra filmi de -açıkcası beklentilerimin çok ötesinde- kalbimde ayrı bir odacığa yerleşiverdi. Geçen hafta farkettim ki Arkabahçe Yayıncılık Sin City'e el atmış ve seriyi türkçe olarak yayınlamaya başlamış. Dayanamadım aldım ve böylece günah şehrine bir yolculuk daha yapmış oldum. Hayatımın bir kaç senesine yayılmış bu yolculuğu 3. defa tekrarlamış biri olarak her seferinde ayrı zevk aldım. Hele ki bir sahnede, şaşmadan, her defasındaki gibi yine ağzımın suları aktı.. Paylaşmak istedim.. Blogların amacı bu değil mi zaten?

Adamım Marv, büyük aşkı Goldie'nin ölümünün peşine düşmüş sorumluları ararken, 'besin zincirinin' bir basamağında Peder'e ulaşır. Kilisede, günah çıkartma hücresinin iki ucundaki diyalog şudur;

(Marv silahını çektikten sonra)
Marv: Just give me a damn name!
Peder: Roark.
Marv: Roark? You are really pushing your luck, trying to feed me garbage like this. It can't be that big..
Peder: Find out for yourself, you sorry bastard! There's a farm out at north cross and lennox. It's all there. Find out for yourself and while you're at it...
...ask yourself if that corpse of a slut is worth dying for.

ve bu dialog sonrası screenshot'ını koyduğum sahne,

Marv:
(BLAM) worth dying for.
(BLAM) worth killing for.
(BLAM) worth going to hell for.
amen.


p.s: i <3 marv.